Alışverişte Çok Para Harcamayı Nasıl Anlatırız?

Alışveriş sevenler ve alışverişten nefret edenler, peki ya siz hangi gruptansınız? Alışverişte stress attığına inanlar ve alışveriş yaparken yorulup, sayısız kıyafet denemekten strese girenler olarak ikiye ayrılıyoruz. Alışveriş sevmeyenler kimi zaman sevdiklerinin çok alışveriş yaptığından şikayet edebilir. Günlük hayatımızın, aile hayatımızın bile bir parçası haline gelen alışverişle alakalı durumları İngilizce nasıl ifade ederiz? Bazı fiilleri bilsek bile bir şeye çok para harcamak, almadan önce denemek gibi anlamları ifade edecek bazı söz öbeklerini bilmiyor olabiliriz. Bugün sizlerle alışverişte ve kıyafetlerden söz ederken kullanabileceğimiz phrasal verbs (sözcük öbeklerini) öğreneceğiz. Educall derslerinizde sık sık karşınıza çıkan alışveriş konularında sohbet ederken bu kelimeleri kullanmayı unutmayınız. Haydi başlayalım!

 

Bring back

Anlamı: İade etmek.

Örnek: Can I bring these pants back if they don’t fit?

Anlamı: Eğer bu pantolon uymazsa iade edebilir miyim?

 

Bring down

Anlamı: Fiyatı düşürmek.

Örnek: We will bring down the price of the house because we need money immediately.

Anlamı: Evin fiyatını düşüreceğiz çünkü acilen paraya ihtiyacımız var.

 

Do up

Anlamı: İliklemek, bağlamak, kapatmak (kıyafeti).

Örnek: She does up the jacket of her daughter because she is so little.

Anlamı: Kızı çok küçük olduğu için ceketinin önünü o kapatır.

 

Fork out on/for

Anlamı: Gönülsüzce çok para harcamak.

Örnek: I had to fork out 7.000 TL for my new laptop.

Anlamı: Yeni bilgisayarım için 7.000 liram gitti.

 

Go with

Anlamı: Uymak, yakışmak.

Örnek: That necklace will go with your red dress.

Anlamı: O kolye kırmızı elbisenle güzel gidecek.

 

Look out for

Anlamı: Bir kıyafeti veya bir şeyi düzenli olarak bir şey almak için takip etmek (indirim, ucuzluk).

Örnek: Electronic devices are very expensive nowadays. I am looking for a special deal to buy a washing machine.

Example: Elektronik cihazlar bu aralar çok pahalı. Çamaşır makinesi almak için iyi bir pazarlık/anlaşma bekliyorum.

 

Nip out

Anlamı: Bir yere kısa süreliğine gidip gelmek.

Örnek: I will nip out to the shop for a T-shirt?

Anlamı: Mağazaya bir tişört için gideceğim (kısa süreliğine).

 

Pay for

Anlamı: Bir şeyin ücretini ödemek.

Örnek: Can you pay for those shoes?

Anlamı: O ayakkabıları alabilecek misin?

 

Pick out

Anlamı: Seçmek

Örnek: Can you help me pick out a pair of gloves for my son?

Anlamı: Oğlum için bir çift eldiven seçmeme yardım eder misin?

 

Pop into

Anlamı: Göz atıp çıkmak kadar kısa bir süreliğine uğramak.

Örnek: Can you drop me at the corner? I will pop up into the new store.

Anlamı: Beni köşede bırakabilir misin? Yeni mağazaya bir göz atacağım.

 

Put on

Anlamı: Giymek.

Örnek: Let’s put on the coats and play snowball!

Anlamı: Hadi montumuzu giyip kartopu oynayalım!

 

Queue up/line up

Anlamı: Sıraya girmek.

Örnek: Some people queued up to buy bread from the bakery before the curfew.

Anlamı: Sokağa çıkma yasağı öncesi fırından ekmek almak için insanlar sıraya girdi.

 

Sell out

Anlamı: Bir ürünün tamamını satmak.

Örnek: The store has sold out the new model of the phone.

Anlamı: Mağaza telefonun yeni modelinin tamamını satmış.

 

Set back

Anlamı: Bir şeyin belli bir fiyata özellikle de yüksek bir fiyata mal olması.

Örnek: This car must have set him back 150.000 TL.

Anlamı: Bu araba ona 150.000 TL’ ye mal olmuştur.

 

Shell out for

Anlamı: Bir şey için çok para harcamak.

Örnek: She shelled out 2.000 TL for this ring.

Anlamı: Bu yüzük için 2.000 TL harcadı.

 

Shop around

Anlamı: Bir şeyi satin almadan fiyatları karşılaştırmak.

Örnek: My mother always shops around for the best prices.

Anlamı: Annem her zaman en iyi fiatlar için mağaza mağaza gezer.

 

Splash out

Anlamı: Pervasızca para harcamak.

Örnek: I’m going to splash out on a new camera.

Anlamı: Yeni kameram için bayağı bir para dökeceğim.

 

Take off

Anlamı: Kıyafetini çıkarmak.

Örnek: He took off my wet boots and made me sit by the fire.

Anlamı: Islanmış botlarımı çıkardı ve beni ateşin önüne oturttu.

 

Try on

Anlamı: Bir şeyi yakışıp yakışmayacağını görmek için denemek.

Örnek: You should try the jacket on before you buy it.

Anlamı: O ceketi satın almadan önce denemelisin.

 

Wear in

Anlamı: Bir kıyafeti açılması veya oturması için giymek.

Örnek: That sweater will feel better after you wear it in.

Anlamı: Kazak üzerine oturunca daha rahat hissedeceksin.

 

Zip around

Anlamı: Bir yerden bir yere koşturmak.

Örnek: I was in a hurry so I zipped around the supermarket.

Anlamı: Acelem vardı o yüzden markette biraz koşturdum.

136    |   0